Resim Çalışmaları
Psikolog & Ressam Elif Şule Şanlı

Sanatsal Manifesto

Benim için insan, yalnızca anlatan bir zihin değil; hisseden, taşıyan ve hatırlayan bir bedendir. Psikoloji bilimiyle kurduğum ilişki, insanın iç dünyasını anlamaya yönelik bilimsel bir merakla başladı; sanat ise bu dünyanın söze gelmeyen katmanlarına temas edebilmenin bir yolu olarak kendini var etti. Zamanla bu iki alan benim için ayrı disiplinler olmaktan çıktı; aynı sorunun farklı dillerde sorulma biçimleri hâline geldi.

Akademik ve klinik yolculuğum boyunca şunu gördüm: İnsan çoğu zaman ne yaşadığını bilir, ama onu nasıl taşıdığını fark etmez. Bastırılan, ertelenen, ifade edilemeyen her şey bedende bir iz bırakır. Sanat, bu izleri görünür kılmanın; psikoloji ise onları anlamlandırmanın alanıdır. Benim üretim pratiğim, tam da bu iki alanın kesiştiği yerde konumlanır.

Sanat benim için estetik bir sonuçtan çok, bir içsel temas sürecidir. Jung’un persona ve gölge kavramlarıyla kurduğum bağ insanın kendini dünyaya sunduğu yüz ile sakladığı, bastırdığı, hatta bazen inkâr ettiği yönleri arasındaki gerilime odaklanır. Üretimlerimde bu gerilimi yumuşatmaya değil; görünür kılmaya çalışırım. Çünkü bütünlük, ancak bakabildiğimiz yerlerden inşa edilir.

Bilimsel düşünce bana yapı, tutarlılık ve etik bir zemin sunar. Sanat ise belirsizliğe tahammül etmeyi, sezgiye alan açmayı ve kontrol ihtiyacını askıya almayı öğretir. Bu iki alan arasındaki geçiş benim için bir çelişki değil; insanı anlamanın kaçınılmaz çok katmanlılığıdır. Klinik alanda öğrendiğim her kavram, sanatta yeni bir ifade biçimi bulur; sanatta açılan her soru, psikolojide daha derin bir sorgulamaya dönüşür.

Üretimlerim ve küratoryal yaklaşımım, izleyiciyi yalnızca bakmaya değil; kendisiyle temas etmeye davet eder. Maskelerin ardında kalan özle, bedenin hafızasında saklı duygularla ve söze gelmeyen deneyimlerle karşılaşma alanları yaratmayı önemserim. Benim için sanat, iyileştiren bir cevap değil; doğru soruyu sorabilme cesaretidir.

Bu yolculuk, tek bir kimliğe sığmayan bir varoluşun ifadesidir. Psikoloji ve sanat arasında değil; insanın bütünlüğünde konumlanan bir duruştur.

Psk. Elif Şule Şanlı

Benliğin Üç Zamanı, 2025, Tuval Üzerine Akrilik, 100x100 cm

İnsanın yaşam yolculuğu, tek bir çizgi halinde ilerleyen bir süreçten ziyade; geçmiş, şimdi ve geleceğin birbirine göz göze bakışından ibarettir. “Benliğin Üç Zamanı” adlı bu eserim, yaşamın üç ayrı dönemini aynı masada buluşturuyor: çocukluk, şimdiki benlik ve yaşlılık.

 

Çocukluk, yaşamı ilk kez duyularımızla kavradığımız, merakla dokunduğumuz, her düşüşten sonra yeniden kalkarak öğrendiğimiz bir dönemdir. Orada heves, saf bir heyecan ve keşfetme cesareti vardır. Yaşlılık ise, koca bir ömrün biriktirdiği deneyimlerle, defalarca düşüp kalktıktan sonra, yaşamın anlamını daha derin kavrayarak bilgelik boyutuna ulaşmaktır. Arada, şimdiki zaman vardır: sorumluluklarla, seçimlerle, hayatı taşımaya çalışırken aynı zamanda kendine ayna tutmaya çalışan hâl.

 

Masanın ortasında yanan mum, bu üç zamanı birbirine bağlayan ışıktır. Zaman değişir, yüzler değişir; ama ışık hep aynı kalır. İnsan, kendi içindeki çocuğa da yaşlıya da aynı anda aittir. Terapötik bakış açısıyla şema terapide olduğu gibi, erken dönemlerde karşılanmamış ihtiyaçlarımıza yetişkin hâlimizle dokunur, içimizdeki çocuğa sevgi, güven ve rehberlik sunarız. Yaşam da bundan ibarettir: kendi içimizdeki farklı zamanlarla yeniden buluşmak, onlarla bağ kurmak, onlara söz hakkı tanımak.

İnsanın hayalleri, idealleri ve geleceğe yaptığı yatırımlar ise o bilge yaşlıyı inşa eder. Her hayal, aslında yarının bilgesinin bugünden attığı bir tohumdur. Yetişkin benlik, çocuğun düşlerini sahiplenip onları gerçeğe dönüştürdükçe; gelecekteki yaşlı, yalnızca yılların ağırlığını değil, aynı zamanda umutların meyvesini de taşır. Bu nedenle geleceğe dair her vizyon, sadece ileriye değil, aynı zamanda geçmişe ve şimdiye de şifa taşır.

 

“Benliğin Üç Zamanı”, sadece resmedilmiş üç figür değil; hepimizin içinde var olan üç sesin buluşma anıdır. Çocuk, bize masumiyeti ve merakı hatırlatır; yetişkin, hayatı omuzlamayı; yaşlı ise kabullenmeyi ve derin bilgeliği. Bir araya geldiklerinde insanın bütünlüğünü oluştururlar. Hepimiz kendi geçmişimiz, şimdimiz ve geleceğimizle aynı masadayız. Kendimizi anlamak, bu üç zamanı birbirine bağlayan ışığı fark etmekle başlar.

Özneye Dönüş, 2026, Tuval Üzerine Akrilik, 80x60 cm

Psikanalitik açıdan arzunun nesneden çekilip benliğe yatırılması, libidinal enerjinin (cathexis) dışsal nesnelerden geri alınarak egoya yöneltilmesi sürecini ifade eder. Sigmund Freud bu hareketi, libidonun yön değiştirmesi olarak tanımlar: Arzu, bir “öteki”ne bağlanmaktan vazgeçip benliğin bütünlüğünü korumaya ve yeniden kurmaya hizmet etmeye başlar. Bu, yoksunluk ya da kapanma değildir; aksine egonun dağılmayı durdurmak için enerjiyi içeride toplamasıdır. Klinik düzlemde bu süreç, sağaltıcı bir geri çekilme olarak da okunabilir; benlik, kendi sınırlarını ve değerini yeniden tesis eder. Benlik, başkasının bakışıyla tanımlanmaktan geçici olarak vazgeçer ve “kendini görme”yi mümkün kılan bir iç alan açar. Jacques Lacan’ın bakış (gaze) düşüncesiyle kesiştiği noktada ise kritik bir fark ortaya çıkar: Bakış artık özneyi nesneleştiren bir dış güç değil, öznenin geri aldığı bir işlevdir. Arzunun yönü tersine döndüğünde, özne bakılan olmaktan çıkar; bakışı taşıyan ve düzenleyen konuma geçer. Bu nedenle “arzunun nesneden çekilip benliğe yatırılması”, psikanalitik olarak özneleşme hamlesidir. Ego, ideal benlikle yaşanan benlik arasındaki yarığı kapatmaya çalışır; arzu performatif olmaktan çıkar, deneyimlenen bir iç yakınlığa dönüşür. Şehvetin içe yönelmesi, bedeni bir sergi yüzeyi olmaktan kurtarır; bedeni, benliğin temas ettiği, korunmuş ve bütünleştirici bir mekân hâline getirir. Bu hareket, bakışın iadesidir: özne, arzusunu geri alır ve onunla birlikte kendi merkezine yerleşir.

Liminal Alan, 2025, Tuval Üzerine Akrilik, 60x80 cm

Liminal alan, bir kimliğin çözülüp yenisinin henüz şekillenmediği o geçiş mekanıdır. Tanımlanması zor, hissedilmesi kaçınılmaz bir durak. Bu eser, tam da o eşiğin üzerinde durur. Kapının eşiğinde kalan kişi ardında tanıdık olanın hüznünü, önünde bilinmeyenin heyecanını taşır. İçerinin ağırlığı ve dışarının daveti arasında bir adımın getireceği dönüşüme hazırdır ama henüz hareketsizdir. 

Bu alan, yalnızca bir bekleyiş değil; dönüşümün sessizce mayalandığı, kimliklerin çözüldüğü ve yeniden kurulduğu bir süreçtir. İzleyici bu eserde belirsizliğin ağırlığı, değişimin kaçınılmazlığı ve yeniden doğuşun arifesinde duyulan o derin sükûnet duygusuyla yüzleşir. 

Bazı alanlar tanımlanmaz; yalnızca hissedilir. Bu eser, o alanlardan birini görünür kılar.

Üst Benlikle Bağlantı, 2024, Tuval Üzerine Akrilik, 40x40 cm

Yaşam, sürekli bir akış ve yenilenme döngüsüdür; Düzen kaostan doğar ve fırsatlar krizlerle gelir. Dolayısı ile her zorluk, büyümek ve kendimizi yeniden yapılandırmak için bir fırsat taşır. Kaotik akış seni savurabilir, yönsüzlüğe itebilir veya üst benliğine kavuşturabilir; Tam da bu yol ayrımında, içten ve derinden gelen bir sezgi sana yol gösterir. Bir el uzanır — simgesel, sessiz ve bilgedir; yeniden hatırlaman gereken şeyi sana sunar. Bu, kendi içindeki daha yüksek farkındalığa; üst benliğinle kurduğun sessiz bir temasa dönüşür. Ve oradan sonra dönüşüm, artık bir tesadüf değil; bir seçim halini alır.

 

‘Üst Benlikle Bağlantı’ kaostan düzene doğru giden bilgelik yolculuğunu ele alır.

Karanlığın Gölgesinde, 2024, Tuval Üzerine Akrilik, 80x60 cm


Ayrılık, kimliğin karanlıkla sınandığı bir geçittir. Kelebekler, dönüşümün habercisidir. Onlar, gölgeyle sarılı bu anın içinde bile hayatın yeniden filizlenmeye hazır olduğunu fısıldar. Ancak figür hâlâ hareketsizdir; bakışı içerideki aydınlığa dönük, adımlarıysa karanlığın eşiğinde kilitli. Bu bekleyiş, içsel bir çözülüşün sessiz ritmidir. Eski bağların yankısı göğsünde ağırlık yaparken yeninin hafifliği henüz tenine değmemiştir. Ayrılık, burada yıkım değil; kabuğun çatlamasıdır. Karanlığın içinde biçimlenen sessizlik, aslında dönüşümün en derin uğultusudur.

 

Her mum alevi, sönmüş olanın ardından kalan sıcaklığı hatırlatırken, kelebeğin kanat çırpışı yeni bir benliğin kıpırtısını taşır. Figür, bu ikili çağrının arasında sıkışmıştır: Bir yanda geçmişin güvenli ağırlığı, diğer yanda belirsizliğin ürpertici özgürlüğü. Ve işte tam bu gölgede, ayrılığın görünmeyen armağanı saklıdır: Kendiyle yeniden karşılaşma.


Panettone, 2021, Tuval Üzerine Akrilik, 40x30 cm

An, 2023, Tuval Üzerine Akrilik, 40x70 cm

Ellerin Hafızası, 2021, Tuval Üzerine Akrilik, 20x20 cm

İnci Küpeli Kız: Covid Edisyonu, 2020, Tuval Üzerine Akrilik, 35x25 cm

Özel Koleksiyonlarda Yer Alan Eserler

Personanın Ardındaki Gölge, 2022, Tuval Üzerine Akrilik, 100x70 cm

Son Akşam Yemeği Henüz Bitmedi, 2021, Tuval Üzerine Akrilik, 50x70 cm

Yankıdaki Gölge, 2021, Tuval Üzerine Akrilik, 35x25 cm

Mistisizm, 2023, Tuval Üzerine Akrilik, 50x35 cm

Bodrumdaki Resital, 2021, Tuval Üzerine Akrilik, 35x25 cm

Göksu Sefası (Reprodüksiyon), 2021, Tuval Üzerine Akrilik, 50x70 cm

Baharın Uyanışı, 2021, Tuval Üzerine Akrilik, 35x25 cm

Alev, 2021, Tuval Üzerine Akrilik, 13x20 cm

"Beni Görebiliyor musun?" Serisi; No:1, 2022, Tuval Üzerine Akrilik, 20 cm